
Beyazperdeye yansıyan bütün kahramanlar şu ya da bu ölçüde sevilir, örnek alınır. Sinemanın en büyük gücü, işte bu sorgusuz sualsiz kabulden gelir. Kahramanın nereden gelip nereye gittiği, ne yaptığı, ırkçılığı, tacizciliği hatta katilliği göz ardı edilir. Edilmek zorundadır. O büyülü perdede yansıyanlar hepimizin gözünü boyar muhakkak.
Bloodshot karakteri bir asker; başı dik, kararlı, başarılı… Birilerini (bütün savaşlar kötüdür, unutulmamalı) öldürdüğü için ödüllendirilir. Eşiyle gittiği tatil kentinde, öldürülür. Film bundan sonra başlıyor zaten…

Ölmeyen kahramanlar görmüştük, tükenmeyen mermileri zaten kanıksadık. Bu kez (çizgi film uyarlaması olmasının da etkisiyle), RST adlı bir teknoloji geliştirme ve araştırma şirketi ölmüş bir asker diriltiyor.
Önce RST’den yola çıkalım: Rest diye mi okumalı? Türkçede, “son, kesin söz” anlamına gelen bu okuma, İngilizcede “dinlenmek, uyumak” anlamına geliyor. “Paydos” anlamı da var, biraz az kullanılan. Peki, bu canlanma “son” mu, yoksa “uyumak” mı? Buna da bağlı olarak ne gibi bir gelecek bekleyebilir soruları ekleniyor birbiri ardına…
Bizim kahramanımız, daha önceki örnekler gibi birebir biat eden biri değil (öyle olsa kahraman olmaz zaten). Akıllı ve bir o kadar da zeki… Bizim de gözümüzü özel efektlerle boyayabiliyor.
Bütün macera (aksiyon) filmlerinde olduğu gibi Bloodshot da iyilerle kötülerin çatışması, savaşı üzerinden sürüyor. Hemen bütün gişe filmlerinde olduğu gibi sonu açık bitiyor, öyle ya… kaz gelecek yerden tavuk mu esirgenir?
